Mevlâna Celâleddin Rûmî, 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içinde yer alan Horasan bölgesindeki Belh ilinde doğdu. Babası, Belh şehrinin ileri gelenlerinden olup bilginlerin sultanı diye anılan “Sultânü’l-Ulemâ” Bahaettin Veled, annesi Harzem şahlar imparatorluk ailesinden Mümine Hatun’dur. Baheddin Veled bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle Belh’te ayrılmak zorunda kalır. Bu yolculuğu esnasında Nişabur’da Ferideddin Attar’la karşılaştılar. Yolculuk boyunca Bağdat, Mekke, Medine, Şam ve Halep’e uğradıktan sonra Anadolu’ya geçerler. 1222 yılında Karamanan’a yerleşirler. Selçuklu Sultan’ı Alaattin Keykubat, bilginler sultanı Bahaeddin Veled’i Karaman’dan Konya’ya davet eder. Bahaeddin Veled, sultanın davetini kabul eder ve 1228 yılında ailesi ve dostlarıyla birlikte Konya’ya yerleşirler. Bahaeddin Veled ölünce etrafındakiler oğlu Mevlananın etrafında toplanırlar. O zaman kadar Mevlana, büyük bir bilgin olmuş, İplikçi Medresesi’nde vaazlar vermektedir. 1244 yılında Şems-i Tebrizi ile karşılaşması Celaleddin’ in hayatında bir dönüm noktası olur. O güne dek talebelerine ders veren bir müderris camilerde vaazlarlarıyla sevilen bir hatip, fetvalarıyla müşkülleri halleden bir halk müftüsü olan Mevlana Celaleddin, o günden sonra herkesten ve herşeyden uzak, Şems’in aşkla dolu sohbet sofrasına oturur. O, Şems’te Allah’ın nurlarını, mutlak kemalin varlığını görmüştür. Ancak bu dostluk fazla uzun sürmez, Şems aniden ortadan kaybolur. Mevlânâ, Şems’ten ayrıldıktan sonra uzun yıllar inzivaya çekilir. Hayatını “Hamdım, piştim, yandım.” Sözleriyle özetleyen Mevlana Celaleddin Rumi, 17 Aralık 1273’te Konya’da vefat etti. Gömülü olduğu Konya’daki “Yeşil Türbe”, “Mevlânâ Müzesi” getirilmiş ve bugün dünyanın dört bucağından gelen insanların ziyaretgâhıdır. Mesnevi, Divan-ı Kebir, Fihi Ma Fih, Mecalis-i Seba, Mektubat onun eserleridir.